Aydınlık bir sabah üzerine

“Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız ya da yerimiz yok, ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. Bizim büyük savaşımız, ruhani bir savaş. Bizim büyük depresyonumuz kendi hayatlarımız. Biz televizyon izleyerek inanıyoruz ki bir gün hepimiz milyoner olacağız.”

Dövüş Kulübü / Tyler Durden

Geniş yankılı küresel depresyonlar çağına düştük hepimiz. 

İnsanların arzularının kapitalizm üzerinden pazarlandığı, hayallerin tüketilerek mutlulukların alınıp satıldığı, planlı bir hayatsızlığa mahkum bırakılmış insan kalabalıkları dolaşıyor yer yüzünde. 

Ruhun derinliğinin kaybolduğu, özüne yönelemeyen, maddesinden yorulan bu insanların mutluluk yarışlarına kapıldığına şahit olduğumuz bir dünyaya maruz bırakıldık hepimiz. 

Kurulmuş düzenleri enkaza çeviren, iyilikleri yağmalayan, geçmişi sayıklatan, ah’ların durmaksızın yankılandığı böyle bir dünyada; nefsinin duvarları arasında sıkışıp kalmış ruhların, bir çıkış yolu aradığına sadece şahit olmanın yükünü çekmek düşüyor bize de. 

Ruhlarındaki öze yabancı kalamayışın sanrısıyla, dayatılan yaşam formlarını, içten bir haykırışla reddeden bu insanların fark ettiği hakikat bellidir. Dünyanın altın tepside sunduğu yapay arzular, sahte mutluluklar asırlardır milyarlarca insanın aradığı aidiyet hissini tatmine kabil değildir. Bu hayatı yaşanılır kılmak için; aidiyete eriştiren bir hayale tutunmak gereklidir. Peki o hayalin mahiyeti nedir?

İnsan gençken ve hayata karşı tecrübesizken kurduğu hayallere şüpheyle yaklaşıyor. Temkinli atıyor adımlarını, hayal kırıklığı kolayca çözülmüyor zihninde, bir kere hata yaptı mı geri dönüşsüz bir yola girdiğini zannediyor genç insan. Düştüğünde hissettiği acının tecrübesiyle büyüdüğünü fark edemiyor. Oysa ki bu hayatı yaşanılır kılmak için asla kaybolmayacak bir ümide sarılması gerektiğini idrak etmeli insan. Bu öyle bir hayal olmalı ki derin karanlıklardan çekip alabilsin amaçsız kalabalıkları. 

Bizler; asrın sorunlarının farkına vardıracak, yaşam gayesini anlamlandıracak, varlık sebebimizi idrak ettirecek, dosdoğru istikameti sağlayacak “Allah nurunu muhakkak tamamlayacaktır” ümidinin diriliğine sığınacağız. Böylece; hayatsız kalmış ruhlara dokunacak, yönünü/yolunu kaybetmişlere nefes olacağız.

İslamı yüceltme mücadelemizi iman, sabır ve tevekkül ile üzerimize sirayet eden şuurla, inanmış bir grup genç ile başaracağız. 

İnsanın en büyük gayesi Allah’ın yeryüzündeki halifesi sıfatıyla O’nun emirlerini yeryüzünde hakim kılmak ise o insanın hayallerini hangi başarısızlıklar(!) yıkabilir? Bundan başka hangi kutlu amaç böylesi bir hayatı anlamlandırabilir? Bize düşen; Saadet asrının o müthiş kokusunu yeniden duyarak o asrın güzelliğini bugünlere ulaştırmanın yollarını aramaktır. 

Sanal gündemlere suni problemlere aldırış etmeden o kokuya erişebilmenin çarelerini bulmaktır. 

Yaratıcıyla olan irtibatımız zayıfladıkça kalbimizin türlü endişelerle, tatminsizliklerle yarıldığına şahidiz. Kalp asıl ritmini bulmadıkça eşrefi mahlukat sıfatından gittikçe uzaklaşıyoruz. Bizim; hiç solmayacak, bizi her daim diri ve zinde kılacak asli hayallere ihtiyacımız var. 

İman ettiğimiz dinde aslolan kalbin seyri ise her koşulda ümidimizi diri tutmayı önce kalbimize benimseteceğiz. İnanıyoruz ki; kalp düzelirse bütün vücud düzelir, kalp inanırsa hayatımız şekillenir, kalp yönlendirirse düzenimiz değişir. Mutmain ve tetikte bir kalple ümidi yayacağız yolunu kaybetmiş bütün yönsüzlere. 

Küçük adımlarda arayacağız kurtuluşumuzu; zerre tereddüt etmeden, şeksiz şüphesiz bir inançla attığımız adımlarla yürüyeceğiz ve adımların gittikçe büyüdüğüne şahitlik edeceğiz çünkü biz tevekkül edicileriz. 

Mademki Allah’ın vaadi haktır o halde içine düştüğümüz umutsuz girdaplardan kurtulmak da üzerimize hak değil midir?

Haddimizi bilerek koyulduğumuz bu yola baş koymadan evvel kendimizi şuna inandırmamız gerek: Güneş bir gün bizim için doğacak ve o aydınlık sabah muhakkak gelecek. Mühim olan bu hakikat için çabalayanlardan olabilmek. 

İslamın bütün çağ ve zamanlara söylediği sözler mutlaka vardır, biz bu çağın sözüne erişecek ve aydınlık sabahların ipini göğsümüzle çekeceğiz.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir