Türkiye’den Gitmenin Müslümancası

فَاَيْنَ تَذْهَبُونَؕ
Bu gidiş nereye?

(Tekvir, 82/26)

Havarilerden Peter çarmıha gerilmekten kurtulmak için Roma’dan kaçarken yolda sırtında haçını taşıyan İsa’ya rastlar. Ve sorar:

“Domine, Quō vādis?” (Lordum, nereye gidiyorsun?)

İsa cevap verir: “Rōmam eō iterum crucifīgī” (Roma’ya, tekrar çarmıha gerilmeye!)

Bu söz üzerine Peter kaçmaktan vazgeçer ve cesaretini toplayıp Roma’ya geri döner. Neticede baş aşağı çarmıha gerilerek öldürülür ve Hıristiyanlığın en önde gelen azizleri arasına katılır.

Her zaman Türkiye’nin köprü ülke olmasıyla övünür dururuz ama bir hakikati unuturuz: herkes köprüye uğrar ama köprüde durmaz, üzerinden geçer gider.

Taha Kılınç

2016 yılının Eylül ayı olması lazım. O sıralar eğitim amacıyla eşi ve çocuklarıyla birlikte yaklaşık 1 yıldır Amerika’da bulunan kıymetli bir abimizle muhabbet ediyorduk. Fırsat bulursa temelli oraya yerleşmek istediğinden bahsetti. Biraz şaşırdım açıkçası. O zamanlar benim düşüncem şu şekildeydi: İlim müminin yitiğidir, onu nerede bulursa alır. Tabi ki Türkiye’yle kısıtlı kalmadan dünya üzerinde her nerede faydalı ilim imkânı varsa onu almaya talip olmalıydık. Ama sonra geri dönmeliydik. Geri dönüp bu ülkeye katkı sunmalı, borcumuzu ödemeliydik.

‘Bu ülke bana ne verdi ki?’ dedi muhatabım bir anda. Şaşkınlığım katlandı.

‘Ben bir borcum olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Mesele dinini yaşamaksa ben burada dinimi de daha iyi yaşıyorum. Her hafta camiye 1-2 kişi geliyor, kelime-i şehadet getirip Müslüman oluyor. Burada İslam’a da daha iyi hizmet edebilirim bence.’

Henüz 15 Temmuz’un üzerinden çok az zaman geçmişti. Duygularım capcanlıydı. ‘Türkiye Türkiye’den büyüktür’ diyerek geziniyordum ortalıkta. Yahut ‘Türkiye ağır yüktür, bilmeyen ne bilesi’ romantizmini yaşıyordum. O yüzden epey yadırgamıştım bu sözleri. Türkiye’den öyle kolay kolay ümit kesilmeyeceğini insanlar daha yeni ispatlamamış mıydı? Oysa Türkiye’den gitmek istemek şu iki manaya geliyordu:

-Türkiye yaşamak için yeterince iyi bir ülke değil

-Ve bunda benim bir suçum yok. (Neticede kimse ‘ben gideyim de ülke benden kurtulsun’ diye gitmek istiyor değil)

Bu diyalog öncesinde Türkiye’den temelli gitmek üzerine duyduğum her cümle seküler insanlar tarafından kurulmuştu. Türkiye’den gitmek, Türkiye’den bir an önce gitmek, Türkiye’den def olup gitmek şeklinde gittikçe sertleşen tonlarda ifadeler kullanılıyordu. Özellikle AKP’nin seçim zaferleri sonrası Ekşi Sözlük’te o meşhur başlık en tepeye yerleşirdi.[1] Biz de o insanlara hem güler hem de acırdık tabi. Ülkesini ve insanlarını sevmeyen, Türkiye’den gitmeleri kalmalarından daha hayırlı olan sevimsiz bir güruh…

Bu diyaloğun üzerinden 5 yıldan fazla zaman geçti. Türkiye gibi bir ülke için 5 yıl çok uzun bir süre. Bu zaman zarfında yaşadıklarımız birçok ülkenin belki de 100 yılına bedel. Her şey siz yaşarken oldu zaten, o yüzden bu 5 yılın muhasebesini yapmaya gerek duymuyorum.

Ne olduysa oldu; bu süreçte her geçen gün çevremden daha fazla insan, daha fazla genç Türkiye’den gitmekten bahseder oldu. Her geçen gün benim bu duruma olan hayretim ve onlara sunabileceğim argümanlarım azaldı. Ama bu konu sürekli aklımın bir köşesinde zihnimi işgal edip durmaya devam etti.

Vatan sevgisi imandan mıydı gerçekten?[2]

Türkiye’den temelli gitmek istemek ayıp bir şey miydi?

Bir Müslüman günde 5 vakit ezan duyduğu bir ülkeyi terk etmeyi nasıl kabullenir, küfrün hâkim olduğu memleketlerin hayaliyle yanıp tutuşurdu?

Sahi, zamanının sıfır noktası olarak İslam peygamberinin doğduğu şehri terk edip ömrünün sonuna kadar kalacağı başka bir şehre gitmek üzere yola çıkmasını kabul eden bir dinin mensupları bu işi neden bu kadar kerih görüyordu ki?

Çevremdeki birçok genç Türkiye’den gitmekten bahseder oldu dedim ya; bu insanlar İslami hassasiyetleri olan insanlar.

Gitmek istiyorlar. Gidenler de var epey. Dönmek istediklerinden pek emin değil çoğu. Doktorlar TUS çalışmayı falan bırakmış, Goethe Institut’dan kur kur Almanca dersi alıyorlar. Hayalini kurdukları hayatları Türkiye’de kurmanın artık mümkün olmadığını düşünüyorlar.

Bu arada ‘Türkiye’den Gitmek’ ifadesi pratikte çok net bir yön de içeriyor: Türkiye’den Batı’ya gitmek.

Yön dedik ama aslında medeniyet olan Batı.

Avrupa, ABD, Kanada… Hatta Avustralya, Yeni Zelanda…

Yani bu insanlar, dünyanın geri kalanındaki milyarlarca insanla aynı doğrultuda hareket ediyor aslında. Daha zengin, daha müreffeh, daha yeşil, daha güvenli ülkeler…

‘Gitmek’ derken kimse Mısır’a, Özbekistan’a, İran’a yahut Suudi Arabistan’a yerleşmekten bahsetmiyor neticede. Eskiden olurdu; dinini daha iyi öğrenmek ve yaşamak maksadıyla Kahire’ye Mekke’ye yahut Medine’ye yerleşip ömrünü orada tamamlardı bazıları. Onlarınki kelimenin tam manasıyla ‘hicret’ idi. Fakat bugün Türkiye’deki Müslümanların hicret etmek istediği ülkelerin tamamı; Müslümanların azınlıkta olduğu, sosyal hayatta tamamen Hıristiyan kültürünün ve seküler yaşam tarzının hâkim olduğu, kısacası herhangi bir Müslüman ‘mahalle baskısı’nın olmadığı memleketler. Bu hususta özellikle bizden önceki nesillerin aklına gelen ilk başlıklar o ülkelerde helal gıdaya ulaşmanın zorluğu ve genellikle cinsellik temalı Batı’nın ahlaksızlığı oluyor. Fakat yazının başından beri mevzubahis ettiğimiz genç Müslümanlar bu konuda biraz farklı düşünüyor artık: ‘İslam’ın yasakları sadece domuz etinden, alkolden, zinadan ibaret değil.’ diyorlar, ‘Dürüstlük, kul hakkı yememe, kurallara ve kanunlara riayet de İslam’dandır.’ Ve Türkiye’nin bu konuda gitmek istedikleri ülkelerden geride kaldığına inanıyorlar. Dahası Türkiye’de de arzu edenin alkole, domuz etine, zinaya erişmekte pek zorlanmayacağını eklemeden edemiyor bu gençler.

Yukarıda kutlu nebinin hicretini ima eden soruyu okuyunca zihniniz şu itirazda bulunmuştu muhtemelen: İyi de peygamberimiz Mekke’den Medine’ye güle oynaya gitmedi ki? Onun ‘‘Ey Mekke! Senden (zorla) çıkarılmış olmasaydım, seni asla terk etmezdim.” dediğini de biliyoruz.

Fakat şunu da biliyoruz ki kendisine ‘Falanca nikahına almak istediği kadına kavuşabilmek için hicret etti’ dendiğinde:

Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan odur. Hicreti, Allah’a ve Resûlü’ne müteveccih olanın hicreti, Allah’a ve Resûlullah’adır. Kimin de hicreti, eline geçireceği bir dünyalığa veya nikah edeceği bir kadına müteveccih ise, onun hicreti de gâye-i hicreti ne ise (dünyâ veya kadın) ona müntehidir.

şeklinde kıyamete kadar geçerli olacak bir düsturu ortaya koymuştu.

Benim beş yıllık düşünce serüvenimin vardığı nokta da tam olarak bu hadis-i şerifin işaret ettiği manada saklı işte. Daha iyi şartlarda yaşamak istemek bizatihi kötü bir şey değildir. Fakat daha iyi maddi şartlar için kişi dinini yaşama imkanından da taviz veriyorsa orada artık bir sekülerleşmeden bahsetmek mümkündür. Denk geldiğim en nefis tarifiyle sekülerleşme, ‘müminin öteki dünyayı bekleyememesidir.’[3] Türkiye’den gitmeyi tasarlayan Müslüman gençler öncelikle kendini bu minvalde sigaya çekmelidir:

Türkiye’yi dinimi daha iyi yaşayabilmek için mi terk ediyorum?

yahut

Zatı itibariyle mubah olan daha iyi maddi şartlarda yaşama arzusuyla gideceğim ülkede dinimden taviz vermeden yaşamam mümkün müdür?

Benim hicretim neyedir?

Evet gençler! Söyleyin bakalım.

Bu gidiş nereye?


[1] https://eksisozluk.com/turkiyeden-siktir-olup-gitmek–3843083

[2] Genelde mevzu hadis olduğu söylenir.

[3] Besim F. Dellaloğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir