İnsanoğlu genellikle yeniliklere anlam veremez, yadırgar, eleştirir fakat zamanla bu yenilikler hayatının bir parçası haline gelip onu istila eder. Ülkemizde ilk radyo yayını 1927, ilk televizyon yayını ise 1952 yılında başlamıştır. Bu ilklere şahitlik edenler için “Peki, Zeki Müren de bizi görecek mi?” sorusu komik bir soru değildi. Sesin ve görüntünün mesafeleri aşarak ansızın salonun başköşesine oturduğuna tanıklık eden bu insanlarda tereddüt ve sorgulama hali oldukça doğaldı. 1993 yılında ilk internet bağlantısının sağlanması ile ise bu durum daha da büyüyerek hayatımızdaki yerini aldı.

Bugün dünya üzerindeki insan topluluğu ise bambaşka bir zamanı; sosyal medya çağını yaşıyor. Dünyanın her yerinde, her an sosyal medya aracılığıyla bir şeyler paylaşılıyor. Bu paylaşımlardan bazıları gündem oluyor; bazıları ise kaybolup gidiyor. Biz ise bu gündemlere yetişmeye çalışıyor; çoğu zaman da yetiştiğimizi sanıyoruz. Bu veri hıza yetişmemiz neden mümkün değil açıklayayım. Bir istatistik üreticisi olan www.internetlivestats.com sitesinde dünyada bir saniye içerisinde; internet kullanan kişi sayısını, yapılan Google aramaları, atılan tweet, mail, instagram fotoğrafı sayıları gibi verileri kullanıcılarına sunuyor. Sitede yer alan bilgiler sandığımızdan çok daha da fazla veri üretildiğini ve eş zamanlı olarak biz kullanıcılara da sunulduğunu gösteriyor. Sitenin verilerine göre her bir saniyede 91.614 Google araması yapılıyor, YouTube’a 89.384 video yükleniyor ve 3.502.602 video izleniyor, Twitter’a 9.453 yeni tweet gönderiliyor, 3.201.435 mail gönderiliyor, 5.601 Skype görüşmesi yapılıyor, İnstagram’da 40.632 fotoğraf paylaşılıyor, 116.834 GB veri paylaşılıyor.

Bu korkunç veri trafiğinde bir kısmımız internet ve sosyal medyadan uzak olduğunu, kendisini izole ettiğini iddia etse de çevresi, ailesi ve bulunduğu ortamları göz önüne aldığımızda bunun gerçeklikten uzak bir söylem olduğunu ifade etmek gerek. Radyo ve televizyon nasıl ki evlerin başköşesine konumlanacak şekilde hayatımıza dâhil oldu ise sosyal medya da o şekilde evlerdeki yerini aldı bununla kalmayıp yeri geldiğinde kararlarımıza müdahil oldu. Hepimiz doğrudan veya dolaylı olarak sosyal medyada yer alan videoları izliyor, yazıları okuyor, tweetleri rtliyor, gönderilere binlerce beğeni ve yorum yağdırıyoruz.

Peki, bir an olsun durup düşünüyor muyuz? Bizi yaratan, bize şah damarımızdan bile yakın olan ve her yaptığımızdan sorumlu tutan, bizi hesaba çekecek olan Allah bizi sosyal medyada başıboş mu bırakıyor?

Sosyal medyada isteyen istediği yorumu yapabilir, istediğini beğenebilir, istediğinin yayılmasına vesile olabilir, istediğini eleştirebilir mi? Yok mu bunun bir sınırı?

Sosyal medyada neyi nasıl yapmalıyız? Sosyal medyayı Müslümanca nasıl kullanmalıyız? Bunu hiç düşündük mü?

Hayatın her anını ve zerresini kuşatan bir dine mensup olduğumuzun idrakine varıp sosyal medyada da Allah’ın en az gerçek dünyada var olduğu kadar var olduğunun farkında mıyız?

Üye olduğumuz her sitenin, tıkladığımız her bir karenin, yazdığımız her satırın, yaptığımız her yorumun ve paylaştığımız her görüntünün; kısacası her şeyin aynen gerçek dünyada olduğu gibi bir hesabı olduğunu hatrımızdan çıkardık mı?

Gerçek hayatta olduğu gibi sosyal medyada da sarf ettiğimiz iyi veya kötü her bir sözün, yayılmasına sebep olduğumuz her bir gönderinin melekler tarafından kaydedildiğinin farkında değil miyiz?

Linç ettiğimiz, kusurunu açığa çıkardığımız, dalga geçtiğimiz insanlardan helallik almamız gerektiğinin idrakinde miyiz?

İnsanların gönüllerini kırmamamız noktasında defalarca uyarılan bizler sosyal medyada da üslubumuza dikkat ediyor muyuz?

Bu sorular çoğaltılabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta ise sorulardan ziyade bu sorulara vereceğimiz cevaplar. Sanıyorum ki hiçbirimiz bu sorulara gönül rahatlığıyla cevap verebilecek bir durumda değiliz. Sosyal medya sınırsızdır, sosyal medyada sonuna kadar özgürsündür, istediğine istediğini söylersin şeklindeki algıya teslim olmuş bir haldeyiz. Ancak kabul etmeliyiz ki bu bir derin yanılgı.

Sosyal medyadaki biz ve gerçek hayattaki biz bir bütünüz. Tek bir yolumuz ve yolculuğumuz var. Sosyal medya da bu yola dâhil ve hesap vermekten muaf tutulduğumuz bir alan değil. Şu ayet hatırlatır belki bizlere neyin nasıl olması gerektiğini: “Hakkında bilgin olmayan / seni ilgilendirmeyen şeyin peşine düşme. Kulak, göz ve gönül, hepsi ondan sorumlu tutulacaktır” (İsrâ 17/36)

O halde beğen, retweet, gönder tuşlarına basarken durup bir daha düşünmeli, sorumluluklarımızı ve sınırlarımızı hatrımızdan çıkarmadan hareket etmeliyiz. Ne de olsa sürekli söylediğimiz gibi sosyal medyadaki biz ve gerçek hayattaki biz bir bütünüz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir