İnsanoğlu her daim en iyisini yapabilme potansiyeli bulunan bir varlık. Hayatınız bu minvalde ilerlemiş olmasa dahi çocuğunuz dünyaya geldiğinde yepyeni bir başlangıç yapmış hissine kapılırsınız. Sizin yaptığınız hataları yapmasına engel olacağınız, kaçırdığınız fırsatları ona sunabileceğiniz biri. Her anne-baba buna benzer hislerle giriyor yola. Sonrasında süreç uzun olduğu için, boşvermişlikler birbirini izleyip sizi de sıradanlık formuna sokuyor. Nadir bulunan irade sahibi kimseler bu yazının konusu olmadığı için, onları memnuniyetle tenzih ediyorum.

Uyku problemi yaşayan bebek ile başlanabilir mesela esnekliklere. Yeter ki uyusun dersiniz. Telefondan video izlerken hipnoz olan çocuk uykuya kolay dalar, sevmediği bir yemeği dahi sorunsuz yer, seyir halinde olduğunuz ya da arkadaşınızla sohbet edebileceğiniz süre zarfında hareketsiz bekler. Ne büyük bir lüks! Anne baba elbette çocuğuna en iyi olanı sunmak ister, buna kuşku yok. Lakin bütün bu rahatlıklardan belli bir yere kadar uzak durabilirsiniz. Hele ki teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar faydalanan bir çevreniz, eşiniz-dostunuz varsa, çok sağlam bir iradeye ihtiyacınız var demektir. Önce bir seferlik der, sonra o zaman yaşadığınız rahatlığı hatırlar ve çocuğunuzun teknoloji ile ilişkisini gittikçe sıklaştırırsınız. Birileri de “bunlar Z kuşağı zaten!” gibi kılıflar sunar ki tamamdır, kıvama geldiniz. Ne kadar vakit ayırayım, ben ilgileneyim deseniz de internet illeti kadar mutlu edemezsiniz onu bir kez tadan çocuğu. Eline telefon verildiğinde ağlama krizini o saniye kesen çocuk videoları abartı değil, inanın. Nasıl başardılar bunu bilmiyorum; ekranda dünyanın en sıkıcı şeyi yapılıyor olsa da çocuklar onu dakikalarca, belki saatlerce pürdikkat izliyor. O kadar uzun zamandır kazılıyor ki bu çukur, çocuk sıkılsa bile çok daha fazla keyif alabileceği binlerce, milyonlarca video ufacık parmağının ucunda. Ve artık “o” zaplama müptelası olmak üzere!

Minicik çocukların bile kullanabileceği şekilde ayarlamaları yapılmış, istedikleri içeriğe her an ulaşabildikleri, cebinizdeki kreş: Youtube. Okuma yazması olmayanları düşünüp mikrofon da koymuşlar, sağolsunlar. En az bir kelime konuşabilen tüm çocuklar istediği içeriğe ulaşmakta özgür! Hâlbuki, kapıyı açıp “hadi biraz dolaş da gel” diyemeyeceğimiz bir çocuğa aynı sınırsızlıkta internet teslim etmek akıl işi değil bu devirde. Akla hayale gelmeyecek içeriklere ulaşabiliyor ufacık çocuklar. En basiti, çocuklarda kendilerinde olanın çok daha fazlasına sahip olma isteği uyandıracak oyuncak videolarından uzun uzun bahsedebiliriz. Ya da çocukların inanılmaz dikkatini çeken kutu açma videoları. İçinden ne çıktığıyla asla ilgilenmiyor ve büyük bir merakla izliyorlar. Koca koca adamların “merhaba arkadaşlar önceki videomu 70bin beğenmişsiniz, yeni videoyu hak ettiniz!” diye başladığı videoları da defaatle izleyip hayran olacak youtuberlar üretiyorlar böyle böyle. İzlettiğiniz çizgi filmler konusunda seçici davranıyor, belli kanallarla sınırlıyorsanız çocuğunuzu, bu konuda da geçmiş olsun. Youtube’u eline her geçirdiğinde bir yenisi eklenecek izledikleri arasına. Çok keyif aldığını gördüğünüz, birlikte izleyip bir mahsur yokmuş aslında dedikleriniz de gitgide esnemeye dahil!

Bunlardan biraz daha rahatsızlık verici olabilecek, uykudan sıçramalarına, yalnız kalma korkusu geliştirmelerine neden olan içeriklere sahip videolar da kol geziyor internette. Yalnızca beş dakika kilidi açık telefon bulan çocuklarımın bunları izlediğine defaatle şahit oldum. Bahsettiğim etkileri de her seferinde yaşadık. Yetişkinler için gündem teşkil etmeyen Katil Balina, Momo vb. karakterler okula giden her çocuğun zaman zaman gündeminde oluyor. Siz çocuğunuzu bir şekilde gündemden uzak tutsanız da onlar okulda birbirlerine muhakkak bahsediyorlar bunlardan. Sonra ilk fırsatta kendileri de tecrübe edip bulup görmekten geri duramıyorlar.

5-6 milyon izleme alan dişe dokunur herhangi bir konusu bulunmayan videolarla dolu bu “kreş”. Nasıl biz elimizi Whatsap, Twitter, Instagram gibi mecralardan çekemiyorsak, bunları izlemek de ufaklıktan başlayan bir bağımlılık halini alıyor. Youtube bağımlılığı! Onları bizden daha iyi kim anlayabilir ki? Bu konuya epeyce kafa yorup insanları bilinçlendirmeyi kendine dert edinen insanlar çok şükür ki mevcut. Fakat onları arayıp bulmak ve boşlukta yeniden kaybolmamak için epeyce çaba sarf etmek gerekiyor. Kendi bağımlılıklarımızdan sıyrılabilirsek, çocuklarımıza da yol gösterebilir ve onları teknolojiden -kısmen- koruyabiliriz belki.

Bulunduğumuz çağa ayak uydurmak durumundayız nihayetinde. Ne kadar zararlarından bahsetsek de hayatımızdan çıkaramadıklarımızla örülü çevremiz. Elimizde bulunanların fayda zarar analizini yapıp ona göre bir hayat çizmek ve yetiştiriyor olduğumuz çocuklarımızı da bu çerçevede yönlendirmek en makul olan gibi duruyor. Pandemi sonrası hayat yeniden normalleştiğinde çimende koşup oynamanın, akranlarıyla vakit geçirmenin tadını hiç olmadığı kadar alabilmelerini umut ediyorum tüm çocukların.  Hayatlarındaki gereklilikleri tekrar gözden geçirip tazecik beyinlerine zarar veren “oyalayıcılarının” aksine, çocuklarımızın hayatında fiziksel aktivitelere çok daha fazla yer verebilmemiz umuduyla..

2 thoughts on “Modern Zaman Kreşi: Youtube

  1. Kuşkusuz günümüz anne ve babalarının en büyük sorunlarından birine çok gerçekçi ve samimi değinilmiş .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir