Tüm Yazılar

Forvete Şeyh Lazım!

Ülkemizde hâlâ delirmemiş olan koca yürekli halkımızı tebrik ediyorum. İnanıyorum ki her türlü zorluğu aşacak kadar sağlam bir kafaya sahibiz. Son zamanlarda ülke dertleri borsasında his(se)lerimiz tavan yaptı. Finlandiya/Türkiye dert paritesinde hızla yükseliyoruz. Bugünlerde Türkiye’deki 10 dk, Finlandiya’da 10 seneye falan denk geliyor. Diğer Baltık ülkelerinde de aşağı yukarı aynı kurdan işlem görüyoruz. Mesela Danimarka’nın en büyük derdi hayvanat bahçesinde emekliye ayrılacak yaşlı bir fil için uygun bir emeklilik fırsatı hazırlamaktı. Ve bunu saygısızca meclislerinde tartıştılar hem de bizzat başbakanlarının da konuşma yaptığı bir genel grup toplantısında. Aynı sıralarda biz de içimizdeki hangi grup ülkeyi ele geçirmeye çalışacak diye tartışırken bir yandan vites değiştirip öbür elimizle direksiyonu tutarken arkadaki ülkelere para üstünü vermeye çalışıyorduk. Tabi bu zor zamanlara alışık bir bünyemiz olduğu için hapishaneler dolu da olsa tımarhaneler hâlâ yeterli yatak sayısına sahip çok şükür.

Elbette hemen ardından bazı işgüzarlar gerçek örgütleri bırakıp bilinçaltlarındaki din düşmanlığından ötürü “Tüm cemaatler tehlikelidir, hepsi kapatılsın.” naralarını Gobi çölüne kadar patlattılar. Hâlbuki cemaatler dernek mi ki kapatılsın? Vakıf mı ki malına el konsun? Bu ülke cemaatleri hiç açtı mı ki kapatsın demek akıllarına bile gelmiyor. Öte taraftan aynı arkadaşlar bir futbol kulübüne girip başkan olmak için yarışan insanların da bir cemaatin şeyh adayı olduklarını gözden kaçırıyorlar. Zaten hep gözden kaçırdıkları vurur ya insanı nihayetinde…

Futbol kulüplerinin de şeyhlerinin etrafında ritüellerle çevrili şekilci bir ibadet saati vardır. Adam alıp satmayı da meşru görürler çocuk yaşta çalıştırmayı da… Slogan dedikleri zikirlerleri vardır. Dergâhları binlerce kişiliktir ve Sultanahmet’i doldurmasalar bile yenisini açmaktan imtina etmezler. Hatta devlet tarafından her şehre birer topçu dergâhı yaptırılır. Her cemaat farklı bir cübbeyle sahaya çıkar. Hepsinin zikri cehridir hatta o kadar ki dergâha gelmeyenler evinde zikretsin diye canlı yayın yaparlar. Maç sonrası yeterli tezahüratı yapmayanlar takımın kâfiri olmuştur çoktan. Yanmayan kefene, okunmuş tükürülmüş su satanlara kızarlar ama terli formalarını kapışmak müritler için fazilet kaynağıdır. Bazen zikirleri kabul olmazsa yerine yeni şeyh aranır. Her zikre/maça çıktıklarında devlete bağlı olduklarını göstermek için marş söylerler ama kulüp şeyhi seçiminde oy kullanan Cumhurbaşkanına dönüp “aidatını yatırmazsan seni kulüpten atarız!” da diyebilecek tıynettedirler.

Fakat bütün bunlar birer büyü gibi ulvi ve efsunlu bir havada yapılır. Şike yargılamaları olup ülke sallanır ama ülkeyi ele geçirmeye çalışan bir örgüt neden futbolla ilgilenir diye kimse bakmaz. Futbol kulüplerinin aslında ülkedeki en büyük modern cemaatler olduğunu hiç kimse görmez. Çaycısından CEO’suna herkesin tek ortak noktası olacak kadar kılcal damarlarımızı ele geçirdiğini bir Allah’ın kulu fark etmez. Konduramaz çünkü kimse kendi takımına/cemaatine. Çünkü en büyük takım kendi takımıdır ve başka büyük yoktur. Futbol şeyhleri hep iş adamlarıdır ama cemaatten bağış kampanyasıyla borçları öderler. Ülkeyi kim yönetiyorsa o ayakla maç yaparlar. Her düzende işleri götürmeyi bilirler. Aynı cemaat her hafta para toplanıyor diye cami imamına söylenmeyi de eksik etmez tabi. Bunu söyleyip insanlara “Uyanın bu büyüden!” diyenlerin yerine de adam bulunur hemen zaten. Tek ilana bakar iş:

“Forvete sağ/sol ayak şeyh lazım!”

Bir yorum

  • Al-thenora

    Hayatta gayet normal görülen şeylerin aslında ne kadar anormal olduğunu iğneleyici bir üslupla aktardığın için teşekkürler.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir