Tüm Yazılar

Varlığın tesellisi

“Niye doğdum?” diyor 18 yaşındaki kız öğrencim.

Ciddi ciddi soruyor bunu.

“Düşünsenize hocam!” diyor. “Yok olmak ne kadar huzur verici. Keşke hiç doğmasaydım…”

Yaşadığımız çağda, genç kesimden zaman zaman duyduğumuz bu serzenişlere en önce şefkat ve merhametle mukabele etmek gerekiyor. Kolaya kaçarak isyankârlık, bencillik gibi ithamlarla yaftalayıp susturduğumuz gençlerin içlerindeki çatışma daha da alevleniyor. Anlam arayışı  kimlik bunalımına evriliyor ve iş ciddileşiyor. Özellikle Müslüman genç kesimin de büyük çoğunluğunda gördüğümüz bu çatışmalara sabırla, merhametle, hikmetle kuşanmış cevaplar vermek boynumuzun borcu. Zira medyada gün geçtikçe çoğalan genç intihar vakaları gösteriyor ki; “Allah bizi kendisine kulluk etmemiz için yarattı.” cevabı ile kestirip atamayacağımız kadar derin bir keşmekeş hâli söz konusu.

Bu ağır sorumluluğun farkında olarak, kalbine dokunmaya niyet ettiğim gençlerle konuşurken bazı nasihatler sıkıştırıyorum araya. En başta da kendime. Zira hepimiz dönem dönem varlığın tesellisine ihtiyaç duyuyoruz. Hani uçakta herhangi bir problem olursa oksijen maskesini önce kendinize takmalısınız diye uyarırlar ya. Ben de evvelâ kendi kalbimi teskin ediyorum.

Yıllar önce okuduğum bir kitaptan şu minvalde cümleler hatırlıyorum: “Var olmak, var kılınmak ne büyük lütuf. Allah’ın benim varlığımı yokluğuma tercih etmesi ne kadar güzel. Yokluğun kuytusunda unutulmamak ne kadar da kıymetli.” Ne zaman daralıp bunalsam, dünya hayatından yorulup sızlansam bu satırlar gelir aklıma ve rahatlarım. Sıkıntıların da fani olduğunu sık sık hatırlatırım kendime. Bir şeylerin yüz seksen derece tersine dönebildiğine çokça şahit olmuşumdur çünkü. “Kendinizi helâk etmeyin, şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” ayeti gelir gözümün önüne. Rabbim, “Var bir bildiğin” der, olanı (ya da olmayanı) kabullenmeye çalışırım.

En başta beni bu yaşamak macerasına dahil eden, kaybolduğumda bana yolumu gösteren, beni her daim desteklediğini hissettiğim, en zor zamanda bile “geçecek” ilhamıyla içimi rahatlatan, rahmetinin çektiğim sıkıntılardan kat kat büyük olduğuna inandığım Allah, beni benden daha çok düşünen Allah, benim gören gözüm, yürüyen ayağım, tutan elim olan Allah, hamdolsun ki beni hiçbir zaman terk etmedi. İnanıyorum, umuyorum ki terk etmeyecek de.

Evet…
Varlığın sancısı zor. Ama zorlukla beraber kolaylığı yaratan O.

Evet…
Sorumluluk almak zor. Ama sorumluluk sahiplerine mutlaka bir çıkış yolu göstereceğim diyen O.

Evet…
Yalnızlık hissi zor. Ama insanın başıboş bırakılmadığını beyan eden O.

O bize çok yakın. O yanımızda. O arkamızda. O önümüzde. O içimizde… Günün birinde bizi çekip alacak zaten bu dünyadan… Mızıkçılık yapmaya, pes edip oyunu bozmaya, geride kalanları üzmeye lüzum var mıdır?

En güzel Dost, en güzel Vekil olan Allah, hem maddi hem manevi olarak kendimizi helâk etmekten, hepimizi her daim korusun.

Âmin…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir